SON DAKİKA

Edirne Güncel Gazetesi
gumus-insaat

Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler…

Dünyada kurulan ilk ev (mescit) Mekke’deki Kâbe’dir.

Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler…
Bu haber 04 Ekim 2018 - 16:37 'de eklendi ve 112 kez görüntülendi.

(Edirne İl Müftülüğü tarafından hazırlanmıştır)

Hazırlayan: HakanAYER (İl Vaizi)

Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler

‘Mescit’, secde etmek kelimesinden türemiş ve ‘secde edilen yer’ anlamında
kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim ve hadislerde Müslümanların ibadet mekânları ‘mescit’
olarak ifade edilmiştir. Daha sonraları içinde cuma namazı kılınan ve hutbe okunan daha
büyük mescitlere, cemaati bir araya toplayan manasında ‘el-mescidü’l-câmi’ denilmiştir.
Ülkemizde zamanla, bu tamlamanın ‘cami’ kısmı tek başına kullanılarak yaygınlık
kazanmış, ‘mescit’ ismi ise müstakil olmayan, çok daha küçük ibadethanelere has
kılınmıştır.
Dünyada kurulan ilk ev (mescit) Mekke’deki Kâbe’dir.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır.
“Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir
bereket kaynağı olan Mekke’deki ev (Kâbe)’dir.” 1
Ayette zikredilen evden kasıt Kâbe’dir. Kâbe mabet olarak yeryüzünde yapılmış ilk
binadır. Beytullah’tır; Rabbimizin evidir. Yeryüzünde inşa edilen her bir mescitte
Beytullah’ın yeryüzündeki şubesi, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksa’nın kardeşleridir.
Asr-ı saâdetten günümüze din hizmetlerinin icra edilegeldiği en önemli mekânlar
hiç şüphesiz camilerdir. Camiler dini, ilmi ve sosyal hayatın merkezi olmuş; mukaddes,
muazzez ve bereketli mekânlardır. Mescitler ve camiler, tevhit inancının simgesidir.
İnsanların hidayete çağrıldığı, hem Allah’a ibadet edilen hem de ilim ve hikmet öğrenilen
şerefli mekânlardır. Minareleri tevhidin sembolü, ezanları şehadetin temeli, mihrap,
kürsü ve minberleri hak ve hakikatin sesi, safları huzur ve güvenin teminatıdır.

1 Al-i İmran, 3/96

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), hicret esnasında ve hicret ettikten sonra ilk iş
mescit inşa ettirmek olmuştur.
İlk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem’den bu yana, tüm insanlar mutlaka topluca
ibadet edecekleri bir yer inşa etmişlerdir. Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.s.), İslam’ı tebliğ etme vazifesiyle görevlendirildiğinde Kâbe’nin yanında namaz
kılmıştır. Daha sonra Dâru’l-Erkam, Müslümanların toplandıkları ve topluca namaz
kıldıkları yer haline gelmiştir.
Hicret yolculuğu Medine’de tamamlanmadan önce Allah Resûlü, Kubâ’ya
vardığında, daha önce Müslümanların namaz kıldıkları yerde namaz kıldırmış ve burada
kaldığı süre içinde bu namazgâhı genişleterek ‘Kubâ Mescidi’ diye bilinen mescidi inşa
ettirmiştir.
Önce ashabın, nihayetinde ise Peygamberimizin Medine’ye hicretleriyle beraber
elbirliğiyle ilk yapılan iş yine mescit inşa etmek olmuştur. Mescid-i Nebevî adıyla
bildiğimiz bu mescit, İslâm Dininin dünyaya yayıldığı yer olmuştur. Bu mescitte bir
yandan topluca namaz kılınmakta, diğer yandan ise bitişiğine yapılan Suffe denilen yerde
eğitim-öğretim faaliyeti sürdürülmekte idi.
Camiler inanmış gönüller tarafından inşa edilmişlerdir.
Camiler İslâm’ın sembolüdür. Birlik ve beraberliğimizin göstergesidir. Bu mübarek
mekânlar inanmış gönüller tarafından inşa edilmiştir. Yüce Rabbimiz, bu inanmış
gönüllerin özelliklerini bir ayette şöyle bildirmektedir.
“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazı
dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar
ederler. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” 2
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz ise bir hadislerinde
camilerin inşasında emek verip gayret gösterenlere şu müjdeyi vermektedir.
“Her kim Allah için bir mescit bina ederse, Allah ona cennette bu mescidin
benzeri (bir köşk) bina eder.” 3
Bir başka hadislerinde ise Allah Resulü, camileri ihya edenlere şu müjdeyi
vermektedir.
“Müslüman bir kimse namaz ve zikir (Allah’ı anma) için mescitleri kendine
vatan edindiğinde, Allah onun bu durumuna, ailesinin gurbetten dönen kişiye
sevindiği gibi sevinir.” 4

Din hizmetini sunanlar Nebevi bir tedrisattan geçmişlerdir.
Hz. Peygamber (s.a.s), asırlara örnek olacak mübarek sözlerinde gökteki yıldızlara
benzettiği, ümmeti için her zaman ve zeminde rol model olacak, din-i Mübin-i İslam’ın
ilk hizmetçilerini (hâdeme-i hayrat) bizzat kendisi Mekke’de Dar’ul-erkâm’da ve
Medine’de Suffe de yetiştirdi. Resûlullah’ın (s.a.s.) talim ve terbiyesinde yetişen,
ömürlerini din hizmetine adayan bu sahabilerden Hz. Mus’ab Medine’de, Hz. Muaz
2 Tevbe, 9/18
3 Müslim, Zühd ve rekâik, 44
4 İbn Mâce, Mesâcid, 19

Yemen’de, Hz. Abdullah b. Abbas Mekke’de, Hz. Abdullah b. Mesud Kûfe’de, Hz. Ebu
Musa el- Eş’ari Basra’da, Hz. Ebu’d-Derda ise Şam’da Kur’an’ın ve din hizmetinin
önderliğini yapmışlardır. İlahi çağrıyı daha ötelere, yeni dimağlara aktarmışlardır.
Dün olduğu gibi bugünde din hizmetine kendini vakfetmiş nice hocalarımız
vardır.
Allah’ımıza sonsuz hamd-ü senalar olsun ki din hizmetleri ve din eğitimi tarihin
hiçbir döneminde yeryüzünde desteksiz ve sahipsiz kalmamıştır. Nitekim Dinin sahibi
Allah’tır ve Allah dinini asla sahipsiz bırakmayacaktır. Cenab-ı Hak bir ayette bizlere şu
müjdeyi bildirmektedir.
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz. O da size yardım eder ve
ayaklarınızı sağlam bastırır.” 5
Peygamberlerin, sıddîkların, şühedânın ve salihlerin güzel ve samimi dualarına ilhak
olan nice dualar ve âminler vardı. Din hizmetinin ne kadar ulvi, dünya ve ahiret için ne
kadar şerefli bir nasip olduğunun farkında olan anne-babalar, yavrularının muttakilere
önder/imam olması için niyazda bulunuyorlardı. Bu kabul olunmuş dualar ve din
hizmetine adanan ömürler anlatılmaya/yazılmaya başlansa ne kelâm ne de kalem yeter.
Fakat salihlerin anıldığı yere rahmeti İlahî nazil olur. Bizde bu vaazımızda, “Camiler ve
Din Görevlileri Haftası” vesilesiyle yakın dönemde yaşayan din hizmetine ve din
eğitimine büyük emekler veren, hizmet bayrağını bizlere emanet eden hocalarımızdan bir
kaçını heyecan, aşk ve şevk vermesi için teberrüken sizlerle paylaşmaya çalışacağız.
Mübarek mekânlar olan camilerin hizmetçilerine ecdadımız şu güzel isim ile hitap
etmiştir: “hâdeme-i hayrat” yani din hizmetçileri. Din hizmetine adanmış ömürler, din
görevlileri ve din-i Mübin-i İslam’ın davetçileri.
Hâdeme-i hayrat: Müftü, vaiz, imam-hatip, müezzin, Kuran kursu hocası ve her
birisi ebeveynleri tarafından Hz. Hanne’nin duygularıyla din hizmetine adanmış
insanlardır.
Din hizmetine adanmış bu insanlar, varlıkta ve darlıkta, sağlıkta ve hastalıkta, genç
yaşta ve ihtiyarlıkta, kanunların imkân verdiği veya vermediği günlerde, her daim
Allah’ın dininin tebliğ edilmesinde ve kitabının öğretilmesinde hizmet eri olmuşlardır.
Söz konusu vatana hizmet olunca Yemen’e koşan, Kur’an’a hizmet olunca Nuru
Osmaniye’de coşan Hasan AKKUŞ hocamız. Gençliğin imanını tehlikede görüp, talimat
beklemeden “Dünyanın gidişatından Müslümanlar sorumludur.” anlayışıyla üniversite
gençleriyle yakından ilgilenen Mehmet Zahit KOTKU hocamız. Memleketlerinden
İstanbul’a ilim için gelen öğrencilere yurt olan, yuva kuran, değil bir cebini, malını ve
canını öğrencilere adayan ayaklı vakıf Gönenli Mehmet Efendi hocamız. Ulûm-
i İslâmiyye yeryüzünden kaybolur korkusuyla gece-gündüz bilgisini talebelerine aktaran
Ahıskalı Ali Haydar Efendi hocamız. Yetiştirdiği öğrencileri ülkenin her bir tarafını
kıraat feneri gibi aydınlatan, 80 metrekarelik Kur’an kursunda yüzlerce talebe yetiştiren
Mehmet Rüştü AŞIKKUTLU hocamız. Bulunduğu her mekânı, mescidi, evini ve işyerini
ilim meclisine çeviren, her fırsatta sahip olduğu bilgiyi talep edenlere aktaran Çat
Müftüsü Hacı Halis Efendi hocamız. En zor ve meşakkatli günlerde evini kurs olarak
5 Muhammed, 47/7

planlayıp hafızlara açan Çorakçızade Hüseyin Efendi hocamız. Serezli Kesikbacak İsmail
Efendi, Hasbekli Mümin Hoca, Abdurrahman GÜRSES ve Ekrem DOĞANAY
hocalarımız. Her birisi Anadolu ve Rumeli de bulundukları her bir mekânı ilim, irfan ve
hikmet mektebine çeviren din hâdimleri. Rabbim kendilerinden razı olsun.
Kur'an Hizmetine Adanmış Ömürlerden İki Örnek:
Gönenli Mehmet (ÖĞÜTÇÜ) Efendi
Gönül insanı, vakıf adam, malıyla canıyla, ilmi ve irfanıyla din hizmetine adanmış
bir ömür.
Sultanahmet Camii'nde yıllarca hizmet eden, mihraba can veren, aynı zamanda
canını din hizmeti yolunda kullanan, Kur’an’a olan hizmetinden dolayı hapis yatan bir
dava adamıdır.
İstanbul'da ilerleyen yaşına rağmen din hizmetine ara vermeyen, 80 yaşında, haftada
30 yerde vaaz eden fedakâr insan. Eğitime, özellikle de hanımların eğitimine büyük
önem verirdi. İki taraftan koluna girilmiş güçlükle yürüyen bir insan düşünün. Eşi
kendisine;
– “Artık sohbet vermek için cami cami dolaşıp yorulmasanız?”, diye
sorduğunda,
– “Belki cemaatime söylemeyip unuttuğum bir şey kalmıştır,” cevabını vermiştir.
Yokluk ve yoksulluk yıllarında din eğitimi için mekân, imkân ve insan kıtlığı
yaşandığı dönemde neredeyse İstanbul'da eğitim gören her talebenin cebine harçlık
koyan, derslerini kontrol eden, talebelerin hâmisidir Gönenli Hoca. Bu konuda çok
hassastır. Talebeleri için beklediği burslar gelmeyince kendisi de yemez içmezdi. Bir
defasında açlıktan bayılır. Doktor:
– “Niçin yemek yemediniz hocam!” diye sorduğunda,
– “Talebelerin burslarını temin edemedim onlar açken ben nasıl yemek yerim?”
diye cevap verir.
Burs bulamadığı dönemlerde kendi evini satılığa çıkardığı, hatta evinde birçok
malzemeyi sattığını yakınları rivayet eder.
“Bu paralar nerden geliyor? “Değirmenin suyu nerden?” diye sual eden karakol
komiserine,
– “Evladım sen Kur’an okumayı biliyor musun? Bak elde fırsat varken gel sana
Kur’an öğreteyim.” diye tavsiyede bulunur.
Karşılıklı konuşmalar bu minvalde devam ederken içeri bir polis memuru girer.
Gönenli hocayı orada görünce elini öper ve
– “Hocam geçen memlekete gittiğimde bir hayır sahibi size bir emanet zarf
gönderdi, bende size onu getirecektim.” der. Gönenli hoca komisere dönerek,
– “Bak evladım sualinin cevabı bu işte, ben bu polisi tanımam, parayı gönderen
o adamı da tanımam, sadece bana ulaştırılan bu emanetleri ihtiyaç sahibi çocuklara
iletirim.”
Gönenli hocanın hayatında bunun gibi onlarca örnek vardır. O bir başka görev
vesilesiyle de olsa kıldıramadığı namazların bir çetelesini tutar, aybaşında o miktarı

mutlaka ayırır sadaka için tahsis ettiği cebine koyarmış.
Denizli cezaevine sekiz aylık cezasını tevkif edilmek üzere gittiğinde, kendisine
özel muamele yapılmasına razı olmamış, tam tersine müdüre müebbet ve ağır suçluların
koğuşunda kalmak istediğini iletmiştir. Burayı Medrese-i Yusufiyye’ye çevirmiş
ayrılırken yerine yetiştirdiği imam, üç kişinin katili olarak müebbet yatan bir tutukludur. 6
Abdurrahman GÜRSES
Bir İstanbul beyefendisi, temsil ve takdimiyle “imam” kavramını dolduran asil bir
duruş.
Beyazıt Camii imamlığı ve Haseki Eğitim Merkezi hocalığı… Söz konusu Kur’an
Kıraati oldu mu hocanın hali değişir, duymayan kulakları duyar olur.
Vekâleten gittiği hac görevinde ihramını çıkarıp fakirlere verip, kendisi için umre
yapmaya niyetlendiğinde yeni bir ihram alacak kadar hassas anlayışa sahiptir. Kâbe’de
Kur’an okumasını ısrarla talep eden öğrencilerine, “Evladım biz buraya arzı endam
eylemeye değil, arzı hal eylemeye  geldik” diyecek kadar da mütevazıdır.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER