SON DAKİKA

Edirne Güncel Gazetesi
gumus-insaat

“Şehit”, aynı zamanda Allah’ın en güzel isimlerinden biridir

Şehitler için “Allah yolunda öldürülenler” denilmektedir.

“Şehit”, aynı zamanda Allah’ın en güzel isimlerinden biridir
Bu haber 12 Mart 2018 - 16:06 'de eklendi ve 95 kez görüntülendi.

Sözlükte; tanık, bilen, muttali olan, hazır olan ve delil anlamlarına gelen, “şehit” kelimesi, din
ıstılahında; iman, ibadet ve ahlakı ile insanlara örnek olan (bk.  Bakara, 2/63.) ve dinini savunmak ve
yaşamak, saldırıya uğrayan vatanlarını, can, mal ve namuslarını korumak için savaşırken düşmanlar
tarafından öldürülen (bk. Âl-i İmran, 3/140.) akıllı ve ergen müminlere verilen bir unvandır. “Şehit”,
aynı zamanda Allah’ın en güzel isimlerinden biridir. (bk. Âl-i İmran, 3/98.)
Şehitlik rütbesi, Yüce Allah tarafından müminlere ihsan buyrulan, müminlere özgü en yüksek
manevi bir rütbedir. Savaşın Allah için, din, iman ve vatan için, can, mal ve namus güvenliği için
yapılması gerekir. Kahramanlık, dünyalık ve gösteriş için savaşan bir insan, savaş alanında ölse bile
Allah katında şehit olmaz. Çünkü Bakara suresinin 154’üncü ayetinde şehitler için “Allah yolunda
öldürülenler” denilmektedir. Sahabeden Ebu Musa el-Eş’ari’nin şu rivayeti de bu hususu ifade
etmektedir: “Hz. Peygamber’e cesaret gösterisi ve kahramanlık için, ırkçılık için ve gösteriş için
savaşan insanın durumu soruldu. ‘Bunların hangisi Allah yolundadır?’ denildi. Hz. Peygamber,
‘Kim Allah’ın kelimesinin, dininin yücelmesi için savaşırsa o Allah yolundadır.’ buyurdu.”
(Tirmizi, Cihad, 16.) Dolayısıyla bir insanın Allah katında şehit olabilmesi için mümin olması, Allah
için savaşması ve Allah yolunda öldürülmesi gerekir. Şehitlik Müslümanlara özgüdür, bu itibarla
Müslüman olmayanlar, şehit olamazlar.

Şehitliğin çeşitleri

1: Hakiki şehitler: İslam’ın bilinmesi, tanınması ve yücelmesi, vatan, mal, can ve namus savunması
için savaşırken ölen akıllı ve ergen Müslümanlara din dilinde “hakiki şehit” denir. Mesela Bedir ve
Çanakkale savaşında öldürülen Müslümanlar hakiki şehitti. Peygamberimiz (s.a.s.), “Allah yolunda
öldürülen şehittir. Allah yolunda ölen şehittir.” buyurmuştur.  (Müslim, İmare, 165.)
Hakiki şahitler, yıkanmaz ve kefenlenmez, namazları kılınır ve kanlı elbiseleri ile defnedilir. (Ebu
Davud, Cenaiz, 31; Cihad, 40.) Peygamberimiz (s.a.s.), Mekkeli müşriklerle yapılan Uhut Savaşı’nda
şehit olanların kanlı elbiseleri ile ikişer, üçer kabre defnedilmesini, Kur’an’ı iyi ve çok okuyan şehidin
önce kabre konulmasını emretmiş: “Ben kıyamet gününde bunlara şahidim.” demiştir. (bk. Nesai,
es-Sünenü’l- Kübra, II, 434, No: 2093; Darakutni, es-Sünen, Siyer, V, 206, No: 4207.)  Hakiki şehit
sayılabilmesi için ölenin buluğa ermiş, akıllı ve Müslüman olması, din ve vatan için yapılan bir savaşta
veya canını ve malını savunurken haksız yere öldürücü bir aletle öldürülmüş olması gerekir.
2.  Ahirette şehit sevabı alacak olan şehitler: Bunlar: Allah yolunda yapılan savaşta yaralandıktan
sonra yiyip içen, uyuyan, tedavi gören, başka bir yere nakledilen ve daha sonra ölen kimseler ile
deprem, yangın, sel felaketi, afet ve benzeri musibetlere maruz kalarak ölen, mide ağrısından ölen,
doğum sırasında ölen, suda boğularak ölen, kolera, veba ve verem gibi bulaşıcı bir hastalığa yakalanıp
ölen, göçük altında kalarak ölen, ilim yolunda ölen ve yanlışlıkla öldürülen Müslümanlardır. Şu
hadislerde bu kimselerin bu anlamda şehit oldukları bildirilmektedir: “Allah yolunda öldürülmenin
dışında şehitlik yedi çeşittir: Veba hastalığına yakalanıp ölen şehittir. Suda boğularak ölen şehittir.
Zatürre hastalığına yakalanıp ölen şehittir. Mide hastalığı sebebiyle ölen şehittir. Yangında ölen şehittir.
Göçük altında kalıp ölen şehittir. Doğum yaparken veya loğusa iken ölen kadın şehittir.” (Ebu Davud,
Cenaiz, 14.) “Haksız yere malı alınmak istenir ve kişi malını vermemek için karşı koyarken
öldürülürse şehittir.” (İbn Mace, Hudud, 21.) “Haksız yere malı alınmak istenen, malını vermemek
için mücadele veren ve bu yüzden öldürülen kimse şehittir.” (Ebu Davud, Sünnet, 32.) “Malı sebebiyle
öldürülen kimse şehittir. Eşi ve çocukları için öldürülen veya canını korumak için öldürülen veya dini
sebebiyle öldürülen kimse şehittir.” (Ebu Davud, Sünnet, 32.) Bu şehitler, savaş alanında düşmanlarca
öldürülen şehitlerden farklı olarak yıkanırlar, kefenlenirler ve cenaze namazları kılınıp defnedilirler.
(bk. Darakutni, es-Sünen, Siyer, V, 206, No: 4207.)
Şehitler gerçekte ölmezler
İnsanın beyin, kalp, beden ve diğer organları, işlevlerini bütünüyle yitirdiği, canlılığını kaybettiği, ruh
bedenden ayrıldığı zaman ölüm gerçekleşir. Bu durum, Allah yolunda öldürülenler için de söz
konusudur. Ancak “Allah yolunda öldürülenler için ölüler demeyin, hayır, onlar diridirler, fakat siz
bilemezsiniz.” (Bakara, 2/154.) ayetinde Allah yolunda öldürülenlere ölüler denilmemesi
emredilmektedir. “Şehitlere ölüler demeyin.” demek onlar hakkında “ölüler” diyerek ulu orta
konuşmayın demektir. Ayette, şehitlerden saygıyla söz edilmesi gerektiğini belirten mecazi bir anlatım
vardır. Diğer taraftan ölen insan, yemez, içmez, herhangi bir şeyden zevk almaz, sevinmez. Hâlbuki
şehitler böyle değildir. Çünkü şehitler, görünürde ölmüş olsalar bile Allah’ın kendilerine bahşettiği
özel bir hayatla diridirler. Onların hissetme, lezzet ve zevk alma kabiliyetleri vardır. Allah katında
onlara bol nimetler, geniş rızıklar sunulmakta ve onlar mutlu bir hayat yaşamaktadırlar fakat
dünyadaki insanlar bunu fark edemezler. Çünkü şehitlerin hayatları mahiyet bakımından
dünyadakilerden farklıdır. Uhut Savaşı’na katılmayanlar, bu savaşta ölenler hakkında “Eğer bize
uysalardı öldürülmezlerdi.” (Âl-i İmran, 3/168.) diyenlere cevap olmak üzere şöyle buyrulmuştur:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler. Onlar, Rableri katında
rızıklandırılırlar. Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimetler ile sevinirler, arkalarından kendilerine
ulaşamayan, henüz şehit olmayan kimselere ‘kendileri için hiçbir korku olmayacağını ve
üzülmeyeceklerini’ müjdelemek isterler. Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın müminlerin ecrini
zayi etmeyeceğine sevinirler. Şüphesiz Allah, müminlerin ecrini zayi etmez.” (Âl-i İmran, 3/169–170.)
Ölüm olayı, ruhun bedenden ayrılmasından ibarettir. Ölen ruh değil bedendir. Ölüm ile ruh bedeni terk
eder, beden canlılık fonksiyonunu tamamen kaybeder ve zamanla toprakta çürür, ruh ise varlığını
sürdürür. İşte şehitlerin ruhları ahiretteki güzel makamlarını görerek mutlu olur ve cennet
nimetlerinden faydalanırlar. (Müslim, İmare, 121; Tirmizi, Cihad, 13.) “Şehitler ölmez.” söylemini
böyle anlamamız gerekir. Allah yolunda öldürülenlerden “ölüler” diye değil, “şehitler” diye
bahsetmemiz, onların Allah katında çok saygın olduklarını bilmemiz ve bu bilinçle davranmamız
gerekir.
Şehitlerin mükâfatı
1. Şehitlerin mükâfatı imrenilecek kadar çoktur.  “Şehit cennettedir.” (Ebu Davud, Cihad, 25.) buyuran
Peygamberimiz (s.a.s.), şehitlerin mükâfatını şöyle bildirmiştir: “Hiç kimse cennete girdikten sonra –
bütün dünyaya sahip olsa bile tekrar dünyaya dönmek istemez, sadece şehitler, kendilerine verilen
nimetler sebebiyle dünyaya dönüp on defa şehit olmayı arzu ederler.” (Buhari, Cihad, 21.)
2. Bir insan şehit olunca varsa günahları bağışlanır. “Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda
eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat
olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım.” (Âl-i İmran, 3/195.) Bu ayette Allah
yolunda hicret eden, birtakım eziyetlere katlanan, Allah yolunda savaşan ve şehit edilenlerin
günahlarının bağışlanacağı ve cennete konulacağı bildirilmektedir. Peygambere iman ettiği için kavmi
tarafından şehit edilen bir mümin hakkında Kur’an’da şöyle buyrulmuştur: “Şehit edildiğinde
kendisine, gir cennete!” denildi. O da “keşke kavmim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram
edilenlerden kıldığını bilselerdi!” dedi.” (Yasin, 36/26–27.) Ayette, iman ettiği için şehit edilen
kimseye üç mükâfat vaat edilmiştir: Cennete konulması, bağışlanması ve cennet nimetlerinden ikram
edilmesi. Ancak şehitlerin kul hakları varsa Peygamberimiz bunun bağışlanmayacağını bildirmiştir:
“Şehidin borcu hariç bütün günahları bağışlanır.” (Müslim, İmare, 119.)
3. Şehitler ahirette peygamberler, sıddıklar ve salihler ile beraber olurlar. “Kim Allah’a ve peygambere
itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddık, özünde, söz, iş ve
işlemlerinde dosdoğru olanlarla, şehitlerle ve iyi, salih kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel
arkadaştır. Bu lütuf Allah’tandır. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter.” (Nisa, 4/69.)
4. Şehitler, ahiret sıkıntısı çekmezler ve yakınlarına şefaatçi olurlar. Şehit olur olmaz bağışlanırlar.
Cennetteki makamları gösterilir. (İbn Mace, Cihad 16; Tirmizi, Cihad, 25.)
Gazi olmak
“Gazi”, Allah yolunda ve vatan uğrunda savaştığı ve şehit olmayı arzu ettiği hâlde savaş alanında
ölmeyen, yaralanıp sağ kalan kimseye verilen manevi bir unvandır. Gazi, şehit olmak ve bu mertebeye

yükselmek için savaştığından dolayı o da şehitler gibi değerlidir. Peygamberimiz (s.a.s.), şöyle
buyurmuştur: “Bir kimse Allah yolunda şehit olmayı canıgönülden isterse, yatağında ölse bile, Allah
onu şehitler derecesine ulaştırır.” (Müslim, İmare, 157.)
Vatanı koruma görevi
“Vatan”, kutsal değerlerimizin, kültürümüzün, hatıralarımızın ve eserlerimizin toplandığı en
kıymetli varlığımız, özgürce yaşadığımız, çalıştığımız, eğitim öğretim gördüğümüz, çalışıp rızkımızı
kazandığımız, serbestçe seyahat ettiğimiz, inancımızı yaşadığımız, okulumuz, evimiz ve semalara
yükselen minareleri ile camilerimiz canımız ve her şeyimizdir. Vatanı kalkındırmak, geliştirmek,
terörden, saldırıdan ve düşman tehlikesinden korumak, gerektiğinde vatan için malımız ve canımız ile
fedakârlık yapmak, şehit olmak dinî ve vatani görevimizdir.
Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, / Toprak,
eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”
Vatan için gerektiğinde savaşırız, şehit veya gazi oluruz. Bu, Rabbimizin bir buyruğudur:
“Sizinle savaşanlara karşı, Allah yolunda siz de savaşın.” (Bakara, 2/190.) “Düşmanlara karşı gücünüz
yettiği kadar kuvvet ve atlar, savaş araç gereçleri hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin
düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları
korkutursunuz.” (Enfal, 8/60.)
Dünyada, namus ve şerefimizi koruyarak huzur ve güven içinde yaşamak, ancak bağımsız bir
vatana sahip olmakla mümkündür. Namusumuzu korumamız ve dinî görevlerimizi gereği gibi yerine
getirmemiz yine vatan sayesinde mümkün olur. Bu sebeple yüce dinimiz İslam, vatanın korunmasına
büyük önem vermiştir. Vatanı korumak hem dinî hem millî bir görevdir. Vatanı saldırıdan korumak,
gerektiğinde savaşmak, savaştan kaçmamak Rabbimiz ve peygamberimizin emridir: “Ey iman
edenler! Savaş düzeninde iken kafirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin,
savaştan kaçmayın. Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme ya da diğer bir birliğe katılmak
durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah’ın gazabına uğramış
olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası.” (Enfal, 8/15-16.) “Düşmanla
karşılaştığınız zaman sabır ve gücünüzle karşı koyunuz. (Müslim, Cihad, 20.) “İki göze ateş
dokunmayacaktır. Biri Allah korkusundan ağlayan göz, diğeri de Allah yolunda, gece vakti karakolda
ve sınırda bekleyen, nöbet tutan ve düşman gözleyen göz.” (Tirmizî, Fedailü'l-Cihad, 12.) “Bir gün bir
gece hudut boyunda nöbet tutmak, gündüzleri oruçla, geceleri de ibadetle geçirilen bir aydan daha
hayırlıdır. Vazife başında ölürse yapmakta olduğu amelin sevabı ve rızkı devam eder ve kabir
fitnesinden kurtulur.” (Müslim, İmare, 163.)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER