SON DAKİKA

Edirne Güncel Gazetesi

YA AİLE OLMASAYDI…

Ailedeki en önemli ilkelerden biri de sadakattir.

YA AİLE OLMASAYDI…
Bu haber 12 Aralık 2019 - 12:00 'de eklendi ve 187 kez görüntülendi.

Anne, baba ve çocuklardan oluşan en küçük toplum birimine aile denir. Aile, kişinin ahlâk
ve karakterinin geliştiği, milli ve manevi değerlerin kazanıldığı bir yerdir. Çocuk gözlerini
dünyaya bir aile ortamında açar. Eşref-i mahlûkat olan insan, ilk ve en önemli temel eğitimini
burada alır.
İlk aile cennette kurulmuştur. Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın evlilikleri cennette olmuştur.
Bu yüzden Allah’ın emri peygamberin kavliyle kurulan evliliklerde, cennet kokusu vardır.
Dinimiz aile kurumuna ve aile bireyleri arasındaki ilişki ve bağlara büyük önem vermiştir.
Aile sadece, evlilik ve nikâh bağıyla kurulur. Nikâh kıyılmadan aile olunmaz. Rabbimiz şöyle
buyurmaktadır:“Sizden bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları
evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş
olandır, hakkıyla bilendir.” Nur, 32 Peygamberimiz de şöyle buyurmaktadır:“Nikâh benim
sünnetimdendir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz! Zira ben,
diğer ümmetlere karşı siz(in çokluğunuz)’la iftihar edeceğim. İbni Mace Nikâh 1846
Dinimizce teşvik edilen evlilik, Hz. peygamberin belirlediği bazı özellikler gözetilerek
yapılır. Eş seçiminde dikkat edilmesi gereken bazı nitelikleri, efendimiz şöyle sıralamıştır:
“Kadın dört hasleti için nikâhlanır: Malı için, nesebi (asaleti) için, güzelliği için, dini için. Sen
dindar olanı seç de huzur bul.” Buharî, Nikâh 15
Demek ki dindar bir aile kurmayı hedeflemek her Müslüman’ın temel gayesi olmalıdır.
Aile nikâhla kurulduğuna göre, aile ortamında büyüyen bir genç de nikâhsız beraberliklere,
zina illetine yaklaşmamak gerektiğini, içerisinde yetiştiği aileden öğrenecektir. Eğer yetiştiği
ortam gayri meşru hayat tarzının hâkim olduğu bir ortam ise, kuvvetle muhtemeldir ki o
çocuk da aynı yolun yolcusu olmaya aday olarak büyüyecektir.
Evlilik kişiyi haramlardan korur
Pek çok kötülüğe karşı en önemli korunma vasıtası ailedir. Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Ey gençler topluluğu! Evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan
daha yumdurucu, iffeti daha çok koruyucudur. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruca devam
etsin. Çünkü oruç tutmak, kişi için bir inemedir (yânî şehveti kıran bir şeydir.” Buhârî, Nikâh, 3
Aile her türlü faziletin kazanıldığı bir yerdir. Çocuklar genelde anne-babayı örnek
alırlar. Onların sözlerinden çok, izlerinden ve davranışlarından etkilenirler. Bunun için anne-
baba çocuklarının dürüst, ahlâklı ve erdemli kişiler olmasını istiyorlarsa, önce kendileri dürüst
ve ahlaklı olup onlara iyi bir rol model olmalıdır. Ayet-i kerimede buyruluyor ki: “Ey iman
edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz,
Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” Saf 2-3
Fıtrat hadisi diye bildiğimiz bir hadisten öğreniyoruz ki çocuklar büyüklerin düşünce ve
davranışlarından etkilenir. “Her doğan çocuk muhakkak fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası
onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecûsî yaparlar.” Buhari Cenaiz 79 “Ağaç yaş iken eğilir” sözü misali bu
hadis-i şerifle Allah resulü, aile büyüklerinin iyi birer rol model olmalarını istiyor.
İffet, edep ve hayâ duygusu ailede öğrenilir.
Hiçbir şey bilmezken dünyaya gelen çocuk bütün davranış biçimlerini çevresinden öğrenir.
Günahı, sevabı ailede öğrendiği gibi, güzeli, çirkini ve ayıbı da aileden ve yakın çevresinden
öğrenir. Rabbimiz buyuruyor ki: “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar,
ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların
yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Nur 30 Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan
sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, ziynet (yer)lerini
göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynetlerini, kocalarından
yahut babalarından yahut kocalarının babalarından yahut oğullarından yahut üvey
oğullarından yahut erkek kardeşlerinden yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız
kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden

yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf
olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri ziynetler bilinsin diye
ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! Nur 31
Ayeti kerimede görüldüğü üzere Cenabı Hak, hem erkek hem de kadının namuslu olmasını
emretmektedir. Ne yazık ki zaman zaman ülkemizde, erkeklerin eşlerini aldatmaları normal
bir olaymış gibi kabul edilebilmektedir. “Erkektir, elinin kiridir, yapar ama döneceği yer yine
evidir” düşüncesi çok çirkin bir davranış, İslam’la bağdaşmayan bir haramdır.
Ailedeki en önemli ilkelerden biri de sadakattir.
Sadakat; doğru sözlü olmak, sözünde durmak, söz ve davranışlarda, duygu ve düşüncede
doğru olmak anlamındadır. Zıddı hıyanettir. Evlilikte karı kocanın birbirlerine karşı sadakat
yükümlülüğü vardır. Aileyi ayakta tutan da sadakat duygusudur.
Ailede, sadakat sadece kadından beklenmemeli, erkek de hanımına karşı sadakat duygusu
içinde olmalıdır. Eğer erkekler hanımlarından sadakat bekliyorlarsa kendileri de sadakat
göstermesi gerekir. Şu iyi bilinmelidir ki; İslam’da kadın ve erkek, haram ve helal konusunda
sorumluluk açısından eşittir. Şu ayette kendilerine büyük bir mükâfat ve mağfiret hazırlanan
kişiler şöyle sıralanıyor: “Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü’min
erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru
kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkeklerle,
Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç
tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan
kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah
bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” Ahzab 35
Ayet-i kerimede her iki gruptan da iffetlerini korumaları isteniyor. Mü’minun suresinde ise
kurtuluşa erenleri sayarken özellikle mümin erkeklerin iffetlerini korudukları vurgulanıyor:
“Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.
Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı öderler. Onlar ki,
ırzlarını korurlar.” Müminun 1-5
Nesil emniyetinden birinci derecede kadınlar sorumlu olduğu için, iffet kavramında genel
olarak kadınlara yüklenilmiştir. Yoksa bilinmelidir ki İffetsizlik kadının tek başına yaptığı bir
şey olmayıp erkek de bu çirkinliğin ikinci ortağıdır. İslam’a göre zinanın cezası, erkek ve
kadın için aynıdır. Yine, zina yapan erkekle zina yapan kadının kazanacağı günah da aynıdır.
Ayette buyruluyor ki: “Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer sopa vurun.
Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara
acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.” Nur 2
Hz peygamber de bir hadislerinde kadınların iffetli olmalarını erkeklerin iffetli olmasıyla
ilişkilendirmiş ve şöyle buyurmuştur: “Siz, iffetli ve namuslu olunuz ki, kadınlarınız da iffetli
ve namuslu olsunlar.” Münziri, et- Terğib ve't-Terhib, 3/493 Hadis direk erkeklere hitap ediyor. Peygamberimiz şunu
demektedir: Ey erkekler! Başta siz başkalarının hanımlarına karşı iffetinizi koruyun ki, sizin
hanımlarınız da başka erkeklere karşı iffetlerini korumuş olsunlar.
Aile dini değerlerin öğretildiği, maneviyat aşısının yapıldığı bir yerdir.
Çocukların inançlı, milli ve manevî değerlerine bağlı, vatan ve millet sevgisiyle donanımlı
olarak yetiştirilmesinden birinci derecede aile sorumludur. Dünyaya geliş gayesi Allah’a
kulluk olan mümin, dininin gereklerini, inanç esaslarını ve ibadetlerini aile ortamında öğrenir.
Yüce Allah, Hz. Peygamberin şahsında bütün aile reislerine şu emri vermiştir: “Ailene namazı
emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz.
Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmanındır.” Tâhâ 132
Hz. Peygamberin kendisi de bir aile reisi olunca; eşleri, çocukları, torunları ve onların
yakınlarına karşı sergilediği tutum ve davranışlarıyla en güzel örnektir. O, bu konudaki
sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmiş ve ümmetine de bu konuda çok önemli tavsiyelerde
bulunmuştur. Aile fertlerine sorumluluklarını hatırlatırken şöyle buyurdu:“Hepiniz çobansınız

hepiniz eliniz altındakinden sorumlusunuz. Devlet başkanı bir çobandır ve elinin altındakileri
muhafaza etmekten sorumludur. Erkek, ailesinde bir çobandır. O da elinin altındakilerden
sorumludur. Kadın da, kocasının evinde bir çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur.
Hizmetçi de efendisinin malında bir çobandır ve eli altındakilerden sorumludur. Râvî şöyle
demiştir: Ve ben zannederim ki peygamber muhakkak şunu da söyledi: "Ve kişi, babasının
malında bir çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur. (Hulâsa) hepiniz çobansınız ve
hepiniz elinin altındakilerden sorumlusunuz.” Buhârî, Cuma 11
Bu anlamlı sözleriyle o, aile bireylerinin hepsine sorumluluklar yüklüyor ve mutlu bir aile
yuvasının kurulmasında her bireyin rol ve sorumluluğuna dikkat çekiyordu.
Anne babalar, çocuklarına bulûğ çağına erinceye kadar farzları, helalleri, haramları ve
ibadetleri, kendileri de bizzat yaparak örnek olmalıdırlar. Kur’an-ı Kerim’de buyruluyor ki:
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden
koruyun… Tahrim 6 Hz. Ömer: “Ey Allah’ın Resûlü! Kendimizi koruruz fakat ailemizi nasıl
koruyabiliriz? Diye sorunca, peygamberimiz: “Allah’ın sizi yasakladığı şeylerden onları
sakındırırsınız ve Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu, onları korumak
demektir” buyurdu. Alûsî, Ruhu ‘l-Maânî, Beyrut, c. 28, s. 156
İslâm dini aileye büyük önem vermiştir. Çünkü aile hem kişinin huzur bulduğu bir ortam,
hem neslin devamına bir vesile, hem de kişiyi dinen günah sayılan kötülüklerden koruyan bir
kurumdur. Ayette buyrulur ki: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler
yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin)
delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” Rum 21
Sevgi, saygı ve merhamet gibi güzel duygular aile ortamında öğrenilir.
Merhamet; sevgi¸ saygı¸ sabır, doğruluk gibi duygular yaşayarak öğrenilir. Merhamet
duygusu¸ ancak sevgi¸ saygı¸ şefkat¸ hoşgörü ve yardımlaşmanın yaşandığı ortamda gelişebilir.
Yani baskı¸ korku¸ kin¸ tehdit¸ nefret gibi duyguların hâkim olduğu ortamlardan merhametli
insan yetişmesi zordur. Sevgi sevgiyi¸ korku korkuyu¸ merhamet de merhameti getirir.
Merhamet¸ temel insanî duygulardan biridir. Bu duyguya sahip olmayan bir insan her türlü
felakete sebep olabilir. Rahmet ve şefkat duygusundan yoksun olan bir kalbin sahibi, acımasız
bir insan olur. Bu kötü vasıflardan zulüm ve adaletsizlik¸ bunlardan da huzursuzluk doğar.
Bildiğimiz gibi Yüce Allah¸ Rahmân ve Rahîm'dir. İnsanlarda ve bütün canlılarda bulunan
acıma ve merhamet duygusu da Allah'ın Rahmân sıfatından gelmektedir.
Aslında kalbinde merhamet taşıyan bir insan¸ içinde ilâhî bir cevher taşıyor demektir.
Merhametsiz bir kişi¸ bu ilâhî nimetten nasipsiz kalmıştır. Hz. Peygamber'in çocukları sevip
okşamasına hayret eden ve on çocuğundan hiçbirini öpmediğini övünerek söyleyen bedeviye:
Şayet Allah senin kalbinden merhameti söküp almışsa¸ ben sana ne yapabilirim? Merhamet
etmeyene merhamet edilmez. Buhârî, Edeb 18 buyurması da bunu gösterir.
Yine efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah¸ merhametli olanlara rahmetle muamele eder.
Siz yeryüzündekilere merhametli olun ki¸ göktekiler de size rahmet etsinler.” Tirmizi Birr 16
Merhamet en büyük güçtür; şiddet ise güçsüzlüktür, acizliktir. O halde baskı¸ korku¸ kin,
tehdit¸ nefret gibi duyguların yerine; sevgi¸ saygı¸ hoşgörü¸ merhamet gibi müspet duyguları
çocuklarımıza aşılamalıyız. Çocuğun¸ bedensel¸ ruhsal ve sosyal gelişimi, sevgi dolu bir aile
ortamında yetişmesine bağlıdır.
Merhamet duygusunun aşılanmasında ailenin etkisi inkâr edilemez. Kur'ân¸ merhametin
aileden başlanarak¸  dışarıya doğru devam etmesi gerektiğini belirtiyor: “Allah’a ibadet edin.
Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya,
uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz
Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” Nisâ, 36
Âyette yer alan ihsan-iyilik emrini yerine getirmek için öncelikle merhamet sahibi olmayı
gerektirmektedir. Çünkü merhametin olmadığı yerde iyilik ve ihsanın olması mümkün
değildir. Ayette buyruluyor ki: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, anne babanıza da

iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında
yaşlanırsa, kendilerine ‘öf!’ bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onlara
merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: Rabbim, Tıpkı beni küçükken koruyup
yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” İsrâ, 23-24 Peygamberimiz de şöyle buyurur:“Küçüklerimize
merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” Tirmizi, Birr, 15
Anne veya babasının yaşlılık dönemine yetiştiği hâlde gönüllerini hoş tutmayanı, onlara
hizmet ederek Allah’ın rızasını kazanamayanı, peygamberimiz “Burnu sürtülsün!” diyerek
kınamıştır. “Burnu yerde sürünsün! Sonra burnu yerde sürünsün! Sonra burnu yerde
sürünsün! Denildi ki, kimin yâ Resûlallah? Buyurdu ki: İhtiyarlık zamanlarında annesi ile
babasından birine yahut her ikisine yetişip de, sonra bunlara gereken hürmet ye hizmette
bulunarak Cennet'i hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün!” Müslim Birr 3
Ailede sevgi ve saygı hâkim olmazsa, birlik ve beraberlik kısa zamanda dağılır gider. Kur'an-ı
Kerim, Hz. Peygamberin etrafında kısa zamanda birçok insanın toplanmasının sebebini, onun
insana verdiği değer, insana karşı takındığı nezaket ve acıma duygusu olduğunu  bildirir: “Allah’ın
rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar
senin etrafından dağılıp giderlerdi.” Ali-imran,159
Merhametin olmadığı yere şiddet yerleşir.
İslam dini her türlü şiddetin karşısındadır. Eşlerin iki ayrı karakter olduğu, her zaman her
konuda yüzde yüz aynı düşünmeleri mümkün olmadığına göre zaman zaman fikir ayrılıkları
yaşanabileceği normal bir durumdur. Önemli olan bu gibi durumlarda karşılıklı anlayış ve
hoşgörüyü hâkim kılabilmektir. Yoksa ilk anlaşmazlıkta hemen boşanmayı akla getirmek asla
bir çözüm değil, çözülmedir. Ayette şöyle buyrulur: “Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan
hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de
hoşlanmamış olabilirsiniz.” Nisa, 19
Hz. peygamber de şöyle buyurur:“Bir mü'min erkek, bir mü'min kadına buğzetmesin.
Çünkü onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir. Müslim, Radâ 18
Hz. Peygamber, çeşitli vesilelerle erkeklerin kadınlar, kadınların da erkekler üzerinde
hakları olduğunu söylemiştir. Kadınlar hakkında Allah'tan korkulmasını, onlara haksızlık
yapılmamasını istemiş, kendisi de hanımlarına karşı iyi davranmış, onları asla dövmemiştir.
Kendisi bunu yapmadığı gibi, hanımlarını dövenleri de şöyle uyarmıştır: “Sizin hiçbiriniz
karısını köle gibi dövüp bir de o günün akşamında onunla yatmasın. Buhârî, nikâh 93 “Sizden birisi
utanmadan hanımlarını nasıl köle ya da hayvan döver gibi dövüyor. Günün başında onu
dövüyor sonunda ise utanmadan onunla beraberce yatıyorsunuz. Ahmed, IV/I7
Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, topluma faydalı bir kişi olabilmek ancak sağlıklı bir aile
ortamında yetişmekle olur. Aile, sevgi¸ saygı¸ sadakat, hoşgörü¸ merhamet, iffet, edep ve hayâ
gibi faziletlerle donanmış biri olabilmek için olmazsa olmaz bir yapıdır. Eğer aile olmasaydı,
birçok güzel haslet kaybolur, sevginin yerini kin ve nefret, merhametin yerini tehdit ve şiddet,
hoşgörü ve müsamahanın yerini de taş kalplilik alırdı.

İSMET GENCER
CEZAEVİ VAİZİ

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER